Yenilenen Biyoloji Öğretim Proğramı
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Mendel Genetiği
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Nükleik Asitler
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Canlılarda Enerji Donusumleri
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Biyoloji Dersine Nasıl Çalısmalıyız?
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
www.biyolojidefteri.com
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Canlıların Ortak Özellikleri
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
www.biyolojidefteri.com
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Mitoz ve Eşeysiz Üreme
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
www.biyolojidefteri.com
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
İki günü eşit olan aldanmıştır.Hz. MUHAMMED ( S.A.V ) +++++++ Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir. M. KEMAL ATATÜRK +++++++ İlim Çin'de de olsa gidip alınız. Hz. MUHAMMED ( S.A.V ) +++++++ Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar. M. KEMAL ATATÜRK +++++++ Yeryüzündeki alimler, gökteki yıldızlar gibidir. Hz. MUHAMMED ( S.A.V ) +++++++ Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da ilmi seven ol. Sakın beşincisi olma, helak olursun. Hz. MUHAMMED ( S.A.V )

Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel gözlemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi birikimine bilim denir. Tanımından da anlaşılacağı üzere bilimsel bilgi zaman içerisinde birikerek ve gelişerek ilerler.

Bilimin temelinde yer alan felsefe, bütün bilim dallarının anasıdır. Kelime anlamı olarak ise felsefe, bilgi sevgisi olarak tanımlanabilir.  Buna paralel olarak ilk filozoflar aynı zamanda dönemin bilim adamı idiler.  Örneğin Thales matematikçi, Arşimet fizikçi, Aristo ise doğa bilimcidir.

Bilimsel bilgiye ulaşmanın temelinde meraklı olmak ve soru sormak yatar. Ortaya çıkan soruların cevaplarına ise belli bilimsel süreçlerden geçmek suretiyle ulaşılır.

Bilimsel bilginin genel özellikleri şöyle sıralanabilir. 

Bilimsel bilgi olgusaldır, yani somut olanı konu alır.

Bilimsel bilgi nesneldir.

Bilim olanı olduğu gibi açıklar. Bilim adamı kişisel duygu, düşünce ve önyargılardan arınmıştır.

Bilimsel bilgi eleştiriye ve şüpheye açıktır.

Bilimsel bilgi dinamiktir.

Bilimsel bilgi zaman içerisinde değişir ve gelişir. Bu gelişmenin temelinde de şüphecilik yatar. Bilimsel bilginin zaman içerisinde değişmesinde diğer bilim dallarındaki gelişmeler büyük rol oynar. Örneğin fizik alanında yeterli bilgiye sahip olmadan mikrobiyoloji alanında gelişmeden söz edilemez.

Biyolojide canlıların daha iyi tanınabilmesi kavranabilmesi ve bu canlılardan elde edilecek faydanın artırılmasında sınıflandırmanın önemi büyüktür. Canlıları ilk olarak sınıflandıran ise ARISTO’dur.  Ancak o dönemde canlıları sınıflandırmak için elde var olan yöntem sadece gözlem yapmak, sınıflandırmadan kullanacağımız kriterler ise canlının yaşama ortamı ve fiziksel görünümüdür.

Aristo tarafından bu iki kritere göre yapılan sınıflandırma bugün çok basit kalmakta ve ihtiyaçlara cevap verememektedir.  Ancak bu durum Aristo tarafından yapılan çalışmaların değersiz olduğu anlamına gelmez. Çünkü başta da belirttiğimiz gibi bilimsel bilgi birikerek ilerler.

Sınıflandırmada hücre yapısının kriter olarak alınabilmesi, gözle görülemeyen canlıların sınıflandırmaya dahil edilebilmesi için fizik biliminin gelişmesine mikroskopların yapımına ihtiyaç vardır. Yine DNA ve protein benzerliklerinin dikkate alınabilmesi de kimya biliminin elde edeceği yeni bilgi ve yöntemlere bağlıdır.

Bilimsel bilginin ilerlemesinin önündeki en büyük engeller önyargılar ve kabullerdir. Hâlbuki bilimsel ilerlemenin itici gücü şüphedir.

‘’ Ön yargıları kırmak, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.’’  Einstein

Biyoloji alanında çalışma yapan bilim adamlarının üzerinde durduğu önemli problemlerden biri de ilk canlının nasıl ortaya çıktığı sorusudur. Bununla ilgili birçok fikir bu zamana kadar ortaya atılmıştır.

Örneğin kendiliğinden oluş fikrini savunan ve Hollandalı bir bilim adamı olan Van HELMONT ( 1580 – 1644 ), bir kutu içerisine koyduğu buğday taneleri ve kirli gömleğin etkileşerek 21. günün sonunda fareye dönüştüğünü söylemiştir. Ona göre gömlekteki kir, yeni bir canlı oluşturma gücüne sahip olup buğdayla etkileşip fareleri oluşturmuştur.

Bugün bu deneyin ve sonucunun çok geçerli olduğu söylenemez. Ancak bilimsel bir bilgiyi çürütmek ancak bilimsel yöntemlerle elde edilen verilerle mümkün olur.

Van HELMONT’un görüşü, İtalyan bilim adamı olan Francesco REDİ ( 1626 – 1697 ) tarafından test edilmiştir. REDİ, deneyinde et parçalarını kullanmıştır ve şöyle bir hipotez kurmuştur.

’Eğer cansız varlıklarda canlıyı oluşturabilecek bir öz var ise et parçalarından da canlı oluşmalıdır. ‘’

REDİ, bu hipotezini test edebilmek için, iki farklı kavanoza et parçaları koymuş, bu kavanozlardan birinin ağzını kapatmış, diğerini ise açık bırakmıştır.

Belli bir süre beklediğinde, açık bırakılan kavanozlarda sineklerin bulunduğu, ağzı kapatılan kavanozlarda ise sinek bulunmadığı gözlenmiştir. REDİ, deneyinin sonucuna dayanarak cansız varlıklarda canlıyı oluşturacak aktif bir özün olmadığı bilgisine ulaşmıştır.

Ancak o dönemki bilim dünyası kendiliğinden oluş hipotezine bağlı oldukları için bu deney onların kafasındaki canlılar cansız varlıklardaki aktif öz tarafından oluşturulur fikrini tam olarak çürütememiştir.

Deneyin sonuçlarına, et ile havanın temasının kesilmesi durumda havada bulunan aktif özün et ile etkileşemediği ve eti sinek şekline dönüştürecek şartların sağlanmadığı gerekçesiyle karşı çıkılmıştır.

Ancak daha sonra kavanozların ağzı havayı geçirebilen ancak, sineklerin geçmesine izin vermeyecek kadar küçük gözeneklere sahip maddelerce kapatılarak bu itiraz da çürütülmüştür.

Bu deneyin sonucundan da tatmin olmayan bilim dünyası, kendiliğinden oluş fikrinden PASTEUR ( 1822 – 1895 ) tarafından yapılan deney sonucunda tamamen vazgeçmiştir.

Buradaki süreçten de anlaşılacağı üzere bilimsel bir problemin çözümüne yönelik olarak ortaya atılan ifadelerin ( hipotez ), mutlaka deneylerle desteklenmesi gerekmektedir. Deneylerle desteklenmeyen bilgi geçerliliğini yitirir.

Van HELMONT’un üzerinde kafa yorduğu konulardan birisi de bitkilerin nasıl beslendiğidir. O güne kadar bitkilerin topraktan beslendiği konusundaki genel kabul, bu bilim adamının yaptığı deneyle çürütülmüştür.

Van HELMONT, saksıya diktiği söğüt ağaçlarını 5 sene boyunca sulamış ve bu sürenin sonucunda saksıdaki toprağın kütlesindeki azalmanın, ağacın kütlesindeki artışın çok altında kaldığını göstererek bitkilerin tamamen topraktan beslendiği fikrini çürütmüştür.

Bütün bu örneklerin sonucunda bilimsel bilgi, diğer bilim dallarındaki gelişme ile birlikte değişime uğrayan dinamik bir yapıdadır yargısına varabiliriz.

Bilimsel bilginin değişebilir niteliği, önceki çalışmalardan elde edilen bilgileri değersiz kılmaz.  Örneğin EDISON’un ampulü bulana kadar yapmış olduğu ve başarısızlıkla sonuçlanan her bir denemesi aslında ampul nasıl yapılamaz sorusuna güzel birer cevap oluşturur.

Bunun yanı sıra daha güncel olması sebebiyle memeli hayvan klonlamasının ilk başarılı örneği olan DOLLY, kendinden önce yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan yüzlerce denemeden elde edilen bilgi birikimi ve tecrübenin sonucudur.

Bilimsel bilgi seçicidir.

Her bilim dalının kendine özgü bir çalışma alanı vardır. Bu sayede her bilim dalı kendi alanına giren konularla ilgili daha özel ve daha derin çalışmalar yapabilir.

Canlıları konu alan biyoloji bilimi, daha özel ve ayrıntılı bilgilere sahip olabilmek için değişik alt bilim dallarına sahiptir.

Örneğin, sitoloji hücreyi konu alırken, anatomi doku ve organların yapısını, morfoloji canlıların dış görünüşünü, fizyoloji hücre, doku ve organların çalışma prensiplerini, sistematik canlıların sınıflandırılması ile ilgili kriterleri, genetik kalıtsal materyalin dölden döle kalıtım prensiplerini, ekoloji canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle etkileşimlerini, mikrobiyoloji gözle görülemeyen canlıları, biyokimya canlının yapısına katılan kimyasal maddeleri ve canlı vücudunda gerçekleşen kimyasal tepkimeleri, zooloji hayvanları, botanik bitkileri, embriyoloji zigottan yetişkin birey oluşumuna kadar geçen süreçleri,  entomoloji böcekleri, ornitoloji ise kuşları konu almaktadır.

Burada bir kaçı sayılan alt bilim dallarını daha da çeşitlendirmek mümkündür.

Bilimsel bilgiye kollektif bir çalışma sonucu ulaşılır.

Ekoloji bilimi, kendi araştırma alanına giren konularla ilgili gerçekliklere ulaşabilmek için çok değişik bilim dallarından sağlayacağı bilgilere ihtiyaç duyar.

Bilimsel bilgi kendi içerisinde sistemli ve tutarlıdır.

Bilimsel bilgi uygulanabilirdir.

Bilimsel bilgilerin uygulama alanlarına yansıtılması teknolojiyi oluşturur. Bilimle teknoloji arasında tabiî bir döngüsel ilişki vardır; bilimsel çalışmalar uygulamaya elverişli bilgi üreterek teknolojik gelişmeye yol açarken, teknolojik gelişmeler de bilimsel araştırmaların daha uygun şartlarda yapılmasını sağlayarak bilimsel gelişmeyi hızlandırmaktadır.

Örneğin, fizik alanındaki bilimsel çalışmalar neticesinde geliştirilen teleskoplar, astronomi alanında çalışma imkânlarını artırarak daha yeni bilgilere ulaşılmasını sağlar.Benzer bir ilişki mikroskop yapımı ve mikrobiyoloji alanındaki çalışmalar arasında da kurulabilir.

Bilimsel bilgi öngörüseldir.

Geleceği önceden tahmin etme ve bu konuda araştırma yapma olanağı sağlar.

Bilimsel bilgi deterministtir.

Olaylar hakkında nedensel açıklamalar yapar ve neden – sonuç bağı kurar.

Biyoloji Bilimi Güncel Sorunlar için Çözüm Üretebilir mi?

2012 yılında 7 milyarı bulan dünya nüfusunun 2020 yılında 8 milyara ulaşması bekleniyor. Bu artışın neredeyse tamamı özellikle üretimi arttırma olanaklarının düşük olduğu gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşecek.

Nüfus artışının yanı sıra görülecek olan kentleşme ve gelir artışı gıda talebinde daha büyük bir patlama yaşanmasına neden olacak. Uzmanlar önümüzdeki 25 yıl içinde gıda talebinin tüm dünyada yaklaşık %64 ve gelişmekte olan ülkelerde neredeyse % 100 oranlarında artacağını tahmin ediyorlar.

Bu dönemde küresel tarım iki mücadele kaynağıyla karşı karşıya: Giderek artan küresel gıda talebini karşılamak ve bunu kaynak bozulmasına veya aşırı tüketime yol açmadan yapmak.

Bu sorunun nasıl aşılacağı henüz çözülememiştir. Çünkü 1960’lı ve 70’li yıllardaki tarımsal verimde yaşanan sıçramalar, tekrar edilemeyecektir. Çünkü günümüzde eskisi kadar bol su yok, kimyasal tarım zehri kullanımı hem çiftçinin zehirlenmesine hem de tarım ekosisteminin dengesinin bozulmasına yol açtı.

Çevre dostu tarım yöntemlerine duyulan ilginin giderek artması olumlu bir gelişme. Toprak sağlığını geliştirme, tarım zehiri kullanımını azaltma, su tasarrufu yapma ve genetik biyoçeşitliliği koruma amaçlı önlemleri artık yalnızca birkaç ileri görüşlü çiftçi ya da bilim adamı değil, ulusal hükûmetler ve uluslararası kurumlar da benimsemektedirler.

Ama gıda üretiminin sürdürülebilir bir temele dayandırılması için gerekli çabayla karşılaştırıldığında bu girişimler sayıca yetersiz ve küçük çaplı olarak görülmektedir. Günümüzde tarımın kendi olanaklarıyla yaşamasını ve geçmiş yılların kaynak borcunu geri ödemeye başlamasını sağlayabilecek tek şey sürdürülebilir tarım uygulamalarını gerçekleştirmektir.

Bu anlamda, tarımda ekonomik değeri olan ürünlerin korunmasını kimyasal ilaçlama yerine biyolojik mücadele yöntemiyle yapmak hem ekosistemin yapısına katılan zehir miktarının azaltılmasında, hem tarımın sürdürülebilirliğinde, hem de bu tarımsal ürünleri tüketen insanların sağlığının korunmasında oldukça önemli yer tutuyor.

Dünyanın önemli bir Sıcaklık artışı yaşaması durumunda da tarım alanlarında kayıp yaşanacaktır. Küresel ısınmanın 2100 yılına kadar deniz seviyesini 10-120 santimetre yükseltmesi bekleniyor. Dünya bankasının gerçekleştirdiği bir çalışmada deniz seviyesinin 50-100 cm yükselmesi durumunda Çin’de 48 şehri de içine alan 92 milyon hektar alan sular altında kalacağı tahmin edilmektedir.

Dünyada bitki yetişen alanların neredeyse altıda birinde II. Dünya savaşından bu yana çeşitli düzeylerde toprak bozulması yaşandı. Bu kötü kullanımın neredeyse yarıdan fazlası tarım ve hayvancılıktan, ya da ormanların tarım alanlarına dönüştürülmesinden kaynaklanıyor.

 En yaygın toprak bozulması şekli olan erozyon sebebiyle de tarım alanlarının kaybolmasına sebebiyet vermektedir. Rüzgâr ve su erozyonu sebebiyle kaybedilen toprak miktarı gün geçtikçe artmaktadır.

Tarım alanlarından su erozyonu ile sürüklenen fosfor ve azot ( suni gübreleme sonucu biriken) sonunda ırmak, göl ve okyanuslara giderek su yosunlarının büyümesine ve balıkların ölmesine neden oluyor.

Ayrıca sanayi kirliliği taşıyan suların tarım alanlarında kullanılması sebebiyle bu kimyasal olarak kirlenmiş su ile sulama yapılan tarım alanlarında da ciddi biçimde problemler olmaktadır.

İklimdeki ısınmanın hem yağışı, hem de buharlaşmayı arttırması bekleniyor. Bunun tarımsal ve bölgesel etkileri nem artışı ve sıcaklık artışından hangisinin baskın geleceğine bağlı olacaktır.  Ayrıca yağışların daha değişken ve kuraklığın daha yaygın olması bekleniyor.

Genel olarak tarımın daha çok gelişmekte olan ülkelerde etkileneceği ve daha yüksek bölgelerde bulunan ülkelerin gıda üretiminde artış olacağı tahmin edilmektedir.

Tarımsal kaynakların korunması

Bu yüzyılda dünya nüfusunun beslenmesi için tarım kaynaklarını kötü şekilde kullanmaktan vazgeçilmelidir. Tarımın temellerinin korunması için tarım alanlarının ve toprağın korunması, su tasarrufu ve zararlı yönetimi konusunda önlemler alınması gerekmektedir.

                Tarımı sürdürülebilir bir yola sokacak üç önlem dizisi olduğu söylenebilir.

                Sürdürülebilir olmayan tanımı teşvik eden mekanizmaların kaldırılması.

                Sürdürülebilir tarımı teşvik edecek mekanizmaların geliştirilmesi.

                Sürdürülebilir tarım konusundaki bilgi tabanımızın genişletilmesi.

Tarım alanlarının korunması için ülkeler tarafından yatırımlar yapılması da gerekebilir. Toprağın tehlikeli derecede kıt olduğu durumlarda tarım alanlarının başka kullanımlara dönüştürülmesi yasaklanmalıdır.

Toprağın korunması konusunda da acilen araştırmalar yapılması gerekmektedir. Ayrıca kimyasal madde kullanımını asgariye indirecek tarım ekosisteminin doğal kaynaklarıyla birlikte çalışacak zararlı yönetimi stratejileri konusunda çalışmaların genişletilmesi de, aşırı tarım zehri kullanımının yol açtığı zararları ve ekosistem dengesizliklerini azaltacaktır.

Tarımsal üretimden yararlanma oranını arttırmanın bir yolu da hasat sonrasında yaşanan israf düzeyini azaltmaktır. Bozulma, dökülme ve kemirgen veya böceklerin yol açtığı hasarlar nedeniyle hasat yapılan gıdanın % 20’den fazlası sofralar ulaştırılmamaktadır. Bu kayıpların azaltılması, tarım kaynaklarının üzerine daha fazla yüklenmeden gıda miktarının arttırılmasını sağlayacaktır.Gıda kullanım etkinliğini arttırmanın yollarından birisi de et tüketiminin azaltılmasıdır. Her yıl dünyada üretilen tahılın % 38’inin hayvanları beslemek için kullanılması verimsiz tahıl kullanımlarından biridir.

Gıdasız kalma tehlikesinin gittikçe daha fazla arttığı dünyamızda, kişi başına düşen tahıl üretimi gelişmenin önemli bir göstergesi haline gelmiştir. Kara ve denizlerdeki besin sistemleri hakkında elde edilmiş olan son veriler hızlı nüfus artışına acilen bir çözüm bulunması gerektiğini, ortaya koymaktadır. Ülkelerin ihtiyaçları dünyadaki biyolojik sistemlerin sınırlarını zorladıkça sahip olduğumuz temel kaynaklar tükenmektedir.

Giderek azalan gıda üretimine karşı getirilebilecek sistematik çözümler, nüfus artışını durdurmak, tarımı destekleyen doğal sistemlerin tahribini önlemek ve organik tarıma yatırım yapmaktan geçmektedir. Tarımı destekleyen doğal sistemlerin korunması erozyonun, toprağın oluşumundan daha hızlı bir hale gelmesinin önlenmesi, genlerin biyolojik çeşitliliğinin muhafaza edilmesi, ürünlere zarar veren ultraviyole ışınları süzen ozon tabakasının korunması gibi önlemleri almak gerekmektedir. Beslenmemizi garanti altına almak istiyorsak iklim değişikliğine ve hava kirlenmesine engel olmak zorundayız.

Çevresel açıdan sürdürülebilir bir küresel ekonomi yaratmak için gerekli olan şeyler;

  • insan doğum ve ölüm oranlarının dengede tutulması,
  • toprak erozyonu, doğal yeni toprak oluşum oranı,
  • ağaç kesimi ve ağaç dikme oranı,
  • yakalanan balık ve balık yataklarının sürdürülebilir verimini
  • bir meradaki sığır sayısı ve meranın kapasitesinin,
  • su kullanımı ve su yataklarının yeniden dolma durumunu

göz önünde tutmak gerekmektedir.

Sağlık Sorunları ve Biyoloji

14. yüzyılda yayılan ve toplamda 75 milyon insanın ölümüne yol açan veba, ilgili dönemde kara ölüm olarak adlandırılmış olsa da günümüzde insanlık için bu kadar önemli boyutta bir tehdit oluşturmamaktadır. Bunun temelinde ise biyoloji ve tıp alanındaki tedavi yöntemlerinin gelişmesi yatmaktadır.

Temel solarak tüm sağlık sorunlarının çözümü, öncelikli olarak ilgili sağlık sorununa yol açan anormalliğin tespitini gerektirir. Anormalliğin tespiti için ise hücre, doku ya da organelin normal çalışma koşullarının bilinmesi ön koşuldur. Bu ön koşulun sağlanması da sitoloji, histoloji, anatomi ve fizyoloji başta olmak üzere biyolojinin diğer alt bilim dallarının gelişmesine bağlıdır.

Örneğin, en temel anlamda kontrolsüz hücre bölünmesi olarak tanımlayabileceğimiz kanserin tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçlarının çoğu hücre bölünmesinde önemli role sahip sentrozom organelinin tahrip edilerek faaliyetinin durdurulması şeklinde işlev görmektedir.

Kemoterapi ilaçları, sentrozomların kromozomları tutarak hücrenin kutuplarına çekmesine olanak sağlayan mikrotübüllerin oluşumunu engelleyerek hücre bölünmesini hedeflemektedir.

Tum Haklari Saklidir. 2015 Biyoloji Defteri design by Ahmet